Ana sayfa Bilgim Olsun Kahve Felsefesi – 5

Kahve Felsefesi – 5

84
0

– Yine akşam oldu.
– Evet, yine akşam oldu.
– Biraz durgunlaştın sen. Sıkıntı mı var?
– Sıkıntı büyük. Yine kavgalar, yine çelişkiler, yine ikiyüzlülük. Görmezden gelmeye çalışıyorum ama gözümün içine içine sokulunca, kaçamıyorum da. Kısacası, bıktırdı. Sürekli “Susmak en iyisi, hiçbir şey yapmamak” diyorum.
– Başarabiliyor musun?
– Çekip gitmeyi çok düşünüyorum. Bir film izlemiştim. Adını hatırlamıyorum ama genç bir delikanlı doğada yaşamı deneyimlemek için tüm teknolojik aletleri bırakıp kamp hayatı gibi bir plan yapıyordu. Bir ayın sonunda açlıktan ölmüş bir şekilde buluyorlardı.
– Aman, sen deneme böyle şeyler.
– O filmde en çok dikkatimi çeken, adam geri dönebilecekken dönmüyor, bile bile ölüyordu.
– İlginçmiş. Ama bu biraz intihara giriyor. Mutlak cehennemlik.
– Nereden biliyorsun?
– Neyi nereden biliyorum?
– Cehenneme gideceğini?
– Tüm kutsal kitaplara göre intihar etmek en büyük günah ve kesinlikle cehenneme gidiyorsun.
– Din kitapları mı?
– Evet.
– Hani şu, dünya düz diyen.
– Abartmasak
– Kendi yarattığı evrenden haberi olmayan bir tanrının yazdıkları üzerinden mi konuşacağız?
– Şimdi, öyle demeyelim de… Bazı konular eksik kalabilir. Eksik derken, yorumlama da yanlışlıklar da olabilir. Sonuçta, bazı anlatımlar yoruma açık, değil mi?
– Peki. Sen haklısın.
– Nasıl yani? Burnu havada, öğretmen edasıyla nutuk çekmeyecek misin?
– Neden öyle bir şey yapayım ki? Haklısın.
– Hasta falan değilsin ya?
– Biraz önce de dediğim gibi “Susmak en iyisi, hiçbir şey yapmamak”.
– Sen bana kızdın
– Kızmadım. Sen inançlı birisin. İnanmış birisi ile tartışmam.
– Tartışmıyoruz ki, konuşuyoruz.
– Konuşmam da.
– Haydaaa. O nasıl laf şimdi?
– Sen inanmışsın. Sana diyorum ki, “cennet var, huriler, nuriler, şarap nehirleri, villalar” gibi bir sürü şey.
– Ne var bunda?
– Gördün mü?
– Neyi?
– Huriyi
– Ölünce görürüz inşallah.
– Hemen öl o zaman. Boktan bir dünyada, sefil fareler gibi yaşamaktansa git cennete.
– İntihar olur. Cennete giremezsin.
– Kolayı var. Asker ol, polis ol. Ölürsen cennetliksin. Ölme ihtimalin de yüksek. Hazır savaş da var.
– Yaniii… Aslında mantıklı.
– Ne mantığı oğlum, ölürsen şehitsin, doğrudan cennetliksin, sonsuz refah, mutluluk ve bolluk. NEDEN ÖLMÜYORSUN?
– Asker ol mu diyorsun yani?
– EVET. En kesin yol, cennette peygambere komşu olacaksın.
– Haklısın da, şimdi çoluk çocuk, anne baba, kim bakar?
– Devlet bakar. Sen cennete gitmeyi düşün.
– Durduk yere şimdi, nasıl olur kardeşim?
– Durduk yere mi? Sen değil misin, tüm hayatını cennet ödülü için yaşayıp, Tanrı’ya adayan? Madem öyle, sana tavsiyem bu şekilde.
– …
– Ya da şöyle diyeceğim, şehitlik ve cennet meselesi de dünyanın düz olduğu bilgisi gibi yanlış olmasın?
– Bilmem ki.
– Bilmiyorsan, sana kodlanan ve kutsallaştırdığınız her şeyin esiri olursunuz.
– Öğretmen geri döndü.
– Haklısın. Susmak en iyisi, hiçbir şey yapmamak. Sorgulama, itaat et.
– Sorgulayınca ne olacak ki? Değişmeyecek. En azından, var ya da yok, cennete gitme ihtimalinin olması bünyeye iyi geliyor.
– Benim çok sevdiğim film serileri var. Sürekli izlerim. İçten içe keşke devam etse derim. Ama bu isteğim, yapımcı, senarist ve yönetmen tarafından desteklenmediği takdirde, o film devam etmiyor. Ölüm de bu şekilde.
– Ne şekilde? Anlamadım
– Güzel, renkli, eğlenceli, hüzünlü, duygusal bir film serisi gibi, yaşıyorsun ama “son” yazısı ile bitiyor.
– Ya bitmiyorsa?
– İnancını sorgulamıyorum, neye inanmak istiyorsan ona inan. Fakat, ölümden sonra daha güzel bir dünyanın varlığına inanıyorsan, lütfen şimdi öl.
(Sorgulayıp, öğrenip, denemesini yapıp, hala yalanların peşinde koşuyorsanız, ya korkak ya da aptalsınızdır)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here