Ana sayfa Bilgim Olsun Kahve Felsefesi – 3

Kahve Felsefesi – 3

124
0

 

– İktidar neden hep Amerika’da?
– Hangi iktidar?
– Bizim ülkenin işte. Hep ABD ne isterse onu yapıyoruz.
– Seçim oluyor, halk oyunu veriyor seçiyor. ABD gelin, bunları seçin demiyor ki.
– Demiyor da, seçimi kazanan da onun kuyruğunu bırakmıyor.
– Boşver, sen bunları kafana takma. Daha büyük problemlerimiz var.
– Ne oldu?
– İnsan beynine çip takılmış. Süper insana ulaşma yolunda çok önemli bir gelişme.
– Yani?..
– Boş ver sen anlamazsın.
– La oğlum, ne geriliyorsun? Süper insana ulaşınca ne olacak?
– Daha zeki, sağlıklı ve bilgili bir nesil ortaya çıkartılabileceği düşünülüyor.
– Daha zengin bir nesil ortaya çıkartma konusu ne olacak?
– Saçmalıyorsun ama. Zenginlikle ne alakası var? Zeki, sağlıklı ve bilgili bir nesil diyorum.
– Sana bana ne faydası olacak ki, zeki, bilgili ve sağlıklı bir neslin?
– Her şeye muhalif olmak zorunda mısın? Eğitimli bir toplum bence hepimizin gereksinimi, sorunların hepsi eğitimle çözülür.
– Eğitim sistemi süper yani.
– Eh işte.
– Eh işte mi? Cemaatten çok imam var la ülkede. Üç beş kafası çalışan insan var onların da yüzü suyu hürmetine toplum ayakta duruyor. Sen de bana zeki, bilgili ve sağlıklı bir toplum için devrim niteliğinde bir gelişme diyorsun. O devrim bize karşı devrim olur hacı. Bir bakmışsın Liberya gibi oluruz.
– Hahahah. Liberya nerden çıktı la? Herkes İran, Afganistan der. Sen Liberya dedin. Hahaha
– Liberya deyip geçme. Orası da bir projeydi. Hem de has ve has ABD projesi. Hani bizim yönetim hep ABD yanlısı oluyor diyorsun ya, Liberya’yı ABD kendi elleri ile kurdu. Ne oldu sonra, diktatör geldi, diktatör gitti. Elinde silahı kim güçlü tutuyorsa, attığını kim vuruyorsa o iktidar oldu.
– Bizde de öyle mi olur yani?
– Ya ne olacak? Biri gelse “bu kahvenin kralı benim lan” dese, tapan yemiyorsa “kralsın abey” demeyecek mi bu insanlar?
– Diyecek. Ama kabadayı biri çıkıp “yerim lan ben o kralı” derse?
– O zaman da, kralı yiyeni yiyecek başka bir kral çıkana kadar, yeni kral o olacak. Kısaca “King is dead, long live the king” olayı. Senin o zeki, bilgili ve sağlıklı toplum, her daim sünepe olmaya devam edecek.
– Ne yapsın yani? Herkes birbirini mi kırsın, öldürsün?
– Yok ya. Öldürüp, kırana boyun eğsin. Bence daha mantıklı.
– Hocam, sen abartıyorsun. Bu dünyada hukuk var. Her şey belli kurallara ve kanunlara göre yönetiliyor. En geri kabilelerde bile hukuk kuralları vardır.
– Bazen diyorum ki “bu çocuk ya çok saf, ya çok cahil, ya da süzme gerizekalı”
– Hahaha gene ne oldu?
– La oğlum, Hukuk var da, adalet var mı?
– Yok mu?
– Var. Cebimde, bozdurmuştum ama idare et.
– Paraysa, bozuk sağlam fark etmez.
– Heh işte. Senin hukukun da paraya odaklı olduğu için, adalet yok ama hukukumuz sağlam.
– Hukuk kuralları olmasa bu kadar insan başıboş ne yapacak?
– Senin hukuk kuralları, kaldırımda yürüyen kadını ezen arabanın şoförünü salıp, bagajında beş kilo kokain taşıyanı “içiciymiş” diye salıyorsa, ona buralarda guguk diyorlar.
– Dünyada devrim niteliğinde gelişme oluyor, gene konuyu nereye getirdin? İçimi karartıyorsun resmen.
– Oradan bakınca Polyanna gibi mi duruyorum? Herşey güzel olacak mı diyeyim sana?
– Deyiver.
– Olacak olacak. Beş bin yıl sonra olacak.
– Beş bin yıl mı? Hahaha. Bugün paçalardan iyimserlik akıyor maşallah.
– Huyum kurusun.
– Bu çip takılması olayının bir faydası olmaz mı diyorsun?
– Olmaz demiyorum. Daha zeki, daha sağlıklı, daha bilgili bireyler aynı bu kahvenin kralı kimse, egemenlik kimdeyse ona boyun eğecekler. Daha sağlıklı birey az hasta olacak. Az rapor alacak. İşini aksatmayacak çünkü o daha bilgili.
– Gene olay nereye geldi…
– Sen ne düşündün? Bu insanlar daha zeki, daha bilgili ve sağlıklı olunca, daha bilinçli mi olacaklar? Hadi bilinçli oldular, toplumsal olarak daha sorgulayıcı, daha saygılı mı olacaklar sanıyorsun?
– Öyle olacağını düşünüyorum.
– Yanlış düşünüyorsun. Bu sadece bizim ülkemizde değil, ABD başta olmak üzere üst düzey ülkelerin çoğunda da böyledir. İnsan üretir. Kendi demografisini oluşturur, kültür diye bir saçmalık uydurur ki kalıplara sıkışasın. Dolayısı ile süper insan dediğin oluşum, yine ona hizmet eder.
– Bir dakika, kültürün neresi saçma?
– Kültür benim için mantardır. Bilir misin kültür mantarını? Sana uygun şartları belirli bir ortam içinde oluştururlar, artık sen mantar mı olmak istersin, hıyar mı, patlıcan mı o kültürün şartları neye müsaitse ve en önemlisi de senin genlerin tohumun nereden geliyorsa o olursun. Kültür dediğin saçmalıktır. Sanat ise ayrı bir konu. Kültür gibi sınırlayıcı bir tabunun yanına sanatı koyanlar da var ya, onlara da ayrı kıl oluyorum.
– Çip taktılar dedim, kültüre geldik. Hadi geyik yapalım desem bu geyiği ordan oraya nasıl zıplatırım diye düşünürdüm ama doğallığında olunca, geyik de kendi kendine zıplayıveriyor.
– Kültür geyiği olsa zıplayamazdı işte, ahırda debelenir dururdu hahaha
– Harbi hahaha
– Bir insan işe neden isteyerek gitmez?
– Bilmem. Sıkıcı olduğu için sanırım.
– Dayatma olduğu için.
– Kendin iş arıyorsun, çalışıyorsun. Sana kimse çalış demiyor ki.
– Ama sistem diyor ki, “istediğin yerde ye iç, istediğin filmi izle, istediğin zaman uyu, ama senden tek istediğim bana çalış”
– Birşeyleri elde etmek için para, parayı elde etmek için de çalışmak lazım.
– Bu bir gereklilik olması ve sana dayatılıyor olması senin işe giderken sıkılmana sebep oluyor. Arkana sakın bakma…
– Ne var ki?
– Neden arkana dönüp baktın?
– Bakma dedin.
– Bak demedim, bakma dedim. Neden baktın?
– Refleks olarak bakmış olabilirim.
– Hayır. Sana bakmamayı dayattım, sen de baktın. İnsanın ruhu ve bedeni özgürdür. Birisi sana birşey dayattığı zaman, bunun aksini yapma isteği uyanır. Bu aslında bir isyandır. “Hayırdır, sen kime emir veriyorsun gardaş” gibi bir tepkidir.
– İşe giderken de huysuzlanmanın sebebi bu isyan mı yani?
– Temelinde yattığını söyleyebilirim.
– İşi olmayan bir insan, hadi parasını geçtim, ama boş boş oturmaktan da sıkılır.
– Eğer sistem dayatması olmasa herkes işine mutlu gider. “Sabah 08:30’dan 17:00’a kadar mesai yapacaksın” yerine, “günde 8 saat çalışman lazım, saatini kendin ayarla” denilseydi belki mutlu çalışan gibi bir hayal gerçek olurdu.
– Ama ona da yine bir sıkıntı çıkardı.
– Ne sıkıntısı çıkacak?
– Yahu mutlaka bir sistem olmalı.
– Bunu nereden çıkardın?
– Doğanın bile belli bir sistemi var. İnsanların da hayatında belli bir sistem, bir kurallar silsilesi olması gerekmez mi?
– Doğanın ne sistemi var kardeşim. Kafasına göre takılıyor işte. Deprem oluyor, çığ düşüyor, yanardağ patlıyor, sel suya karışıyor, oluyor da oluyor. Doğanın kendine göre bir akışı var ama bu senin sandığın gibi düzenli değil. Rastgele ve gelişigüzel bir akış bu.
– Çoğunu bilim açıklıyor. Senin sandığın gibi herşey rastgele değil kardeşim.
– Bilim neyi açıklıyor, diyor ki Newton prensiplerim bunlar, ortaya koyuyor, Einstein izafiyetle bir kısmını yıkıp, yenisini sunuyor. Sonra da diyor ki “şimdiki teknoloji ve matematikle anca bu kadar oldu. Teknoloji ve matematik gelişirse, benim teorim de yıkılacak” diyor. Bilimin kanunları bile kesin değil, buna sebep de doğanın ta kendisi.
– Yani? Sallana sallana göçüp gidelim mi bu dünyadan? Hiçbir şey yapmadan?
– Tadını çıkara çıkara göçüp gidelim güzel kardeşim. Birşey yapmak gibi de bir sorumluluğun yok. Bunların hepsi sana kodlanmış gereklilikler. Aslında hiçbir anlamı olmayan şeyler. Atomu parçalama klişesi vardır, onu da gerçekleştirdiler ya. Atomu parçalasan ne değeri var, kitle imha silahı olarak kullandıktan sonra.
– Ama enerji sorununu da çözebilirsin.
– Onun ne işe yarayacağının iradesi senin elinde değil ki. Buldun mu? Buldun. Eyvallah deyip, bir kaç tane dürzü çıkıp kafalarına göre kullanıyor. Sonra vah efendim Hiroşima, Nagazaki. Sen de burada enerji problemini çözüyorlar de dur.
– Bu muhabbetlerin sonu nereye varacak çok merak ediyorum.
– Merak etmek iyidir. İnsanlığın en çok kullanması gereken soruyu kullanırsak, aslına bakarsan herşey çok kolaylaşıyor.
– Neymiş o soru?
– NEDEN??

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here