Ana sayfa Bilgim Olsun Kahve Felsefesi – 1

Kahve Felsefesi – 1

135
0

Varlık…

Bu kelimeyi günlük hayatta çok farklı manalarda kullanıyoruz. Mesela, canlılarda sınıflandıramadığımız türler için, ya da maddi
zenginlik manasında çok kullanırız.

– Varlığın yeter, kardeşim…
– Varlık nedir?
– Ne demek, nedir?
– Dedin ya “varlığın yeter”, varlık derken paradan bahsediyorsan param yok,
uzayda kapladığım alan desen, plajda bir kum tanesi bile değilim. Dolayısıyla beni
tanımlamak için “varlık” değil, “yokluk” desek daha doğru olur.
– Madem yokluksun, neden görüyorum seni? Demek ki, o kadar da yok değilsin. Her
şartta varsın ve dünyanın en küçük var’ı olsan da, o varlık bana yetiyor.
– Bu durumda sen de varlıklı mı oluyorsun?
– Hahaha… Çok varlıklı olmasam da, öyle oluyorum herhalde.
– Varlıklı olmanın dereceleri var mıdır? Çok varlıklı ya da az varlıklı gibi?
– Yani… Muhakkak bir derecesi vardır. Fakat, bu sadece maddi anlamda çok fazla para sahibi ya da zengin olmak değildir. Bir insan manevi yönden de varlıklı olabilir. Maddi varlık tek başına yeterli değildir.
– Peki, neden hep zengin insanlara varlıklı deniliyor?
– …
– Ya da neden “varlıklı” diye bir kelime var da, “yokluklu” diye bir kelime yok. Varsa da neden hiç kullanılmıyor?
– Mutlaka herkesin bir varlığı vardır. Mesela, sana sorsam “en değerli varlığın nedir?” desem, ne cevap verirsin?
– Parasal değerli bir varlık olmayacağı kesin.
– Örneğin?
– Annen, baban, eşin, çocuğun gibi. En değerli varlıklar dediğinde akla gelenler
bunlardır. Bunu bir fabrikatöre de sorsan, bir işsize de sorsan hemen hemen aynı
cevapları verir. Yine aynı soruya geri döneceğiz, varlık kelimesini ilişkilendirdiğimiz olgular ile, “varlıklı” kelimesini ilişkilendirdiklerimiz çok farklı.
– Toplumun algısıyla da alakalı bir şey sanırım.
– Toplum varlık denilince maddi bir derece ya da değeri ilişkilendirip, sonra ana babasını mı cevap olarak veriyor? Bu düpedüz iki yüzlülük değil mi?
– Ona bakarsan, bizim toplumumuz da çok dürüst değil. Herkes birbirine yardım etmek etmek ister. Ama iş ciddiye binince etrafında sadece en yakınların kalır.
– En yakınların?
– Dostların, kardeşlerin, annen, baban gibi.
– Hmmm… Diyorsun ki, aslında manevi saydığımız değerlerin de maddi bir karşılığı var.
– Yani, mutlaka vardır. Sonuçta, aile büyüğü öldükten sonra, çok büyük istisna yoksa kimse çıkıp da kimse ben mirası istemiyorum demez.
– Bana göre varlık konusu bu kadar basit değil. Her şeyin bir zıttı vardır. Pozitif-negatif, doğu-batı, kuzey-güney, iyi-kötü gibi. Peki, varlıklı birisi varsa neden “yokluklu” birisi olmasın.
– Ama bunun karşılığı var. Mesela, “yokluk içinde yaşadı” denir.
– Biz çok yokluk çektik diyorsun yani.
– Yani
– Paranız mı yoktu?
– Vardı.
– Ailen mi yoktu?
– Hayır
– O zaman neyin yokluğu?
– Çoğu insanın yapabildiği şeyleri, ben yapamıyordum.
– Mesela?
– Çocukken arkadaşlarım karne hediyesi bisiklet alırken, ben alamamıştım.
– Peki, bu gerçekten bir yokluk muydu senin için?
– Yooo, ama bisiklet sürmek için arkadaşlarımdan izin almak zorunda kalıyordum. İnsanın kendine ait bir bisikleti olması farklı bir şeydir.
– Mülkiyet önemli diyorsun?
– Bazı durumlarda muhakkak önemlidir. Mahkemede bile yazıyor “adalet mülkün temelidir” diye.
– Konumuzla alakası yok ama öyle olsun. Peki, hangi durumlarda önemli mülkiyet? Kız arkadaşın üzerinde mülkiyet iddia etmek ister misin mesela?
– Duygusal ve manevi bir konuda neden mülkiyet iddia edeyim?
– Ama, kurumsallaşıp, tapu senedini eline gülerek alıyorsun.
– Nasıl yani?
– “Evlilik ciddi bir ‘müessese’dir. Bu da tapusu” diyerek eline cüzdanı verecekler. Dolayısıyla, kurumsal yapı içinde bir ilişki yürütmen gerekecek. Tabi her müessesenin bir üretimi, malı olması gerektiği gibi, senin de bir şeyler üretiyor olman lazım.
– Çocuk mu?
– Aynen öyle. Fakat, bu mal sana hammadde olarak geliyor. Bunu işlemen ve öncelikle işe yarar olmasını sağlaman gerekiyor ki, toplumda bir karşılığı olsun.
– İş?
– Tabii ki de iş. Peki, sen bu malı neden üretiyorsun? Başka birisine daha fazla para kazandırsın diye. Bu malın daha önceki versiyonu olan sen, yine aynı şeyleri yaşamadın mı?
– Kafam karıştı. Sen bana şimdi varlıklı olmak ile bu konunun ne alakası olduğu söyle.
– Bu konunun varlıklı olmakla alakası yok. Bu konunun düpedüz “yokluklu” olmakla alakası var. Aslında, yaptığın her şeyin bir yatırım, çevrende olan herkesin bir iş ortağı olduğunu düşünmenle alakası var. Senin hayatın bir iş. Senin çevrendeki insanların hepsi bu işe yatırım yapıyor. Sana zamanını, parasını, tecrübesini veren
bir sürü insan var. Birbirimizin yatırımcısı olmuşuz ve bir beklenti içerisindeyiz.
– Ne beklentisi? Arkadaşım bana zaman ayırdı diye para mı isteyeyim?
– O anda istemene gerek yok. Fakat, sıkıştığın zaman, ihtiyacın olduğunda kimden yardım isteyeceksin.
– Arkadaş, eş, dost…
– Neden?
– Samimi olduğumuz için.
– Bankalarla da mı çok samimisin? İhtiyacın olduğunda oradan da kredi adı altında borç para alıyorsun.
– Sonuçta arkadaşımdan ev alacağım bana üç yüz bin verir misin denmez.
– Neden? Yatırım seviyesi mi yetmez yoksa arkadaşında o para mı yok?
– Herhalde o kadar parayı verecek çok fazla arkadaşım yok.
– Peki, olsaydı?
– İsterdim.
– Güzel. Yani sen yıllar yılı beraber olduğun ailenden, arkadaşlarından, eşinden ihtiyaç anında maddi bir ayrıcalık devşirebilme ihtimalini aklında bulunduruyorsun.
– İhtiyaç olursa.
– Anlaşılan senin yatırımların onlar, onların yatırımları da sensin.
– Yatırım demesek.
– Aslında bu kadar senin üzerine gelip, bu kadar soru sorup, bu kadar zorlayıcı nitelemeler yapmamın altında yatan sebep ne biliyor musun?
– Ben de mi iki yüzlüyüm?
– Hayır. Sana toplumun ve geleneklerin dayattığı maneviyat gökdeleninin temeli tamamen maddiyat harcıyla betonlanmıştır. Bugün aç kalsan, hiçbir dostun olmasa, sana yardım eden bir insan olmasa, karnını doyurmak için hırsızlık da yaparsın,
gasp da. Bugün bir kadına iş, ekmek vermeseler, dostları uzaklaşsa, ailesi sırt çevirse, hayatını devam ettirmek için bedenini satar. İkiyüzlülük nedir biliyor musun?
Bu bahsettiğim iki örneğe “utanmaz, haydut” diyerek, maddi varlıklarına sıkı sıkıya sarılmaktır. “Neden” sorusunu sormamaktır. İkiyüzlülük, toplumun kokuşmuş gelenek ve değer yargılarını benliğindeki maneviyat sayıp beslerken, tüm ilişkilerinin ana
fikrine maddi çıkarları koymaktır.
– Acı konuştun.
– Böyle bir toplumda “varlıklı” olmak utançtır kardeşim. “Yokluklu” olup yokluk içinde öl. Kimseye “eyvallah” çekmeden, dümenine su taşımadan yaşamaktır, yokluk. Ve ben yokluğumla övünüyorum. İyi ki, hiç bir şeyim yok desem, yalan olur.
– Hahaha. Bilmediğim gizli bir kasan mı var? Hemen patlatayım.
– Varlığım var ama hiçbir maddi ya da manevi beklentim yok.
– Varlık dediğin de öyle olacak zaten…

“Toplumsal ikiyüzlülük, bireysel öz eleştiride samimi olmadığımızın bir göstergesidir”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here