Ana sayfa Bilgim Olsun Arda Turan – Atakan Paradoksu

Arda Turan – Atakan Paradoksu

116
0

İnsanın kısa hayat döngüsü doğum, yaşam ve ölüm şeklinde geçmişten bugüne tanımlanarak gelmiştir. Doğum ile ölüm arasında geçen süre ise sürekli bir öğrenme silsilesi şeklinde geçmektedir. Yetenekler, dünya, bilim, sanat ve daha birçok kavram ve alt başlıkları hakkında bilgi sahibi olduğumuz bu serüvenin en önemli yardımcısı kitaplardır. Kitap okumak doğal bir ihtiyaç ve insan olmanın gereğidir. Nitekim, hiçbir eşeğin kitap sayfasını çeviren toynaklarına şahit olmuşluğum yoktur. Kitaplar insanlar tarafından, yine başka insanların okuması için, faydalı olması için, deneyimlerin aktarılması, fikirlerin yayılması gibi birçok sebep üzerine yazılır çizilir. Dolayısıyla kitap okumak doğal bir eylem ve süreçtir. Bu süreç yaşamın son bulduğu ölüm safhasına kadar devam eder ya da etmelidir.
Türk toplumu olarak az değil, hiç okumadığımızın kanıtını geçtiğimiz birkaç günde tekrar anlamış bulunuyoruz. Çünkü, en basit iki kavram olan bilgi ve zekayı bile ayırt edemeyecek yapıdayız. Karşılaşılan herşeyin bilgi, bilginin doğruluğunu test ettiğimiz kavramın da zeka olduğunu anlamış değiliz. Atakan isimli bir evladımız çok sayıda kitap okumasıyla bir anda ülkemizin gündemine oturuverdi. Tabii ki de otursun, tabii ki de örnek teşkil etsin ama iki yüzlü olduğumuzu da bu kadar belli etmeyelim be kardeşim. Son bir yılda tek kitap okumuyorsun, normal olarak kitap okumanın da bir yetenek olduğunu sanıyorsun. Kitap okumak bir yetenek değildir. Kitap okumak, insani bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı hissedenler de, birey olgunluğuna erişmiş kişilerdir. Atakan, iyi bir kitap okuyucusu, birey olma yolunda ilerleyen, yüksek hedefleri olan bir çocuk. Daha ergenliğe yeni girecek, dolayısıyla karakterinin artık şekilleneceği, birey olacağı bir döneme yaklaşıyor. O da ne, bir video nihilizmden, toplum sözleşmesinden konuşuluyor hem de bir çocukla. Tüketime aç, tüketme konusunda usta olan toplumumuz hemen atlıyor “büyümüş de küçülmüş sanki”, “koca koca adam gibi konuşuyor” gibi yorumlar yapıyor. Yetmiyor “kralsın” diyor. Yetmiyor “başkan olur bu” diyor. Belki bir kısmı teşvik etmek için bu iltifatları yapıyor ama herşeyin fazlası zehir etkisi yapar. Su için bile hayattır deriz ama yarım saat içinde 10 litre su içerseniz ölürsünüz.
Sevgili Atakan kardeşimize bu çıktığı yolculukta başarılar diliyorum. Filozof olmak için binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce kitap okumanın da çok bir etkisi olmadığını söyleyerek de uyarayım. Çünkü bilgi, zeka dediğimiz dedektörden geçmezse, her okuduğun doğru olmaya başlar. Birbiriyle çelişen kavramlar üzerinde doğru ve yanlışın tanımını ve göreceliliğini de iyice anlamak ve algılamak çok önemlidir. Bunu yaparken de en çok ilham alınacak kaynak doğadır. Doğayı anlamadan, gözlem yapmadan tez oluşturulamaz, bilgi ve zekanı doğru bir şekilde tezini irdelemek için değerlendirmezsen de çöp olursun.
Atakan hayranları üstüne gittiğimizi sanıp gereksiz kızabilir. Benim eleştirmek istediğim asıl konuya gelelim.
Türkiye birçok Atakan gördü. Mesela, Küçük İbo… Hatırladınız mı? Yediler bitirdiler çocuğu. Medya maymunu, ilgi budalası yaptılar. Popülaritesini çok üst düzeye ulaştırdılar, sonra da o seviyeden aşağı bıraktılar. Küçük İbo namıyla tanınan çocuğun kaç psikiyatrist kapısına gittiğini bileniniz var mı? yok
Arda Turan… 17 yaşında kendini gösterdi. Kralsın dediler, Yerli Messi dediler, dediler allah dediler. Gitti kadınları dövmeye, aşağılamaya başladı, hayranlarına küfretmeye, yeteneğinden geri kalmaya başladı. Belki yıllarca futbol koşturup, ciddi bir kariyer yapıp, her kesimden takdir toplama şansı varken bir anda hayatını kabusa çevirdi, çevirdik.
Haddinden fazla övgü, iltifat, zehir etkisi yapar. Siz hergün berbere gidip, çok güzel saç kesiyorsun, aslansın, kaplansın diyor musunuz? Ya da bir garsona hergün delicesine, senin taşıdığın tabakları kimse taşıyamaz, senin açtığın servisin üstüne tanımam dediniz mi? Demediniz.
İnsan olmanın gereği olan, sadece insanlara özgü olan kitap ve kitap okuma alışkanlığını bu kadar abartmayın, takdir edin ama tüketmeyin.
Nobel ödülü alan Türk bilim adamı vardı, adını hatırlıyor musunuz? Birçoğunuz hatırlamaz. Google’a aratanınız bile olabilir. Yazıdan kopmayın, o kişi Aziz Sancar. Yirmi yıl örgün eğitim ve kırk sene araştırmacılık geçmişinden sonra dünyanın en prestijli takdiri olan Nobel ödülünü aldı. Toplam 65 sene bu kişi bilfiil okudu, yazdı çizdi. Nobel ödülü alana kadar kaçınız tanıyordu. Söyleyeyim. Sıfır. O adam, siz olmadığınız, sizin zehir saçan abartılı iltifatlarınız olmadığı için o kadar başarılı.
Bir de popüler kültür örneği var. Ama Türkiye değil. Zaten olması imkansız. Dimash Kudaybergenov. Bilmeyen için tanıtayım ki -kimsenin bildiğini sanmıyorum-, Dimash Kazak bir opera sanatçısı daha yirmili yaşlarında. Anne babası müzisyen ve beş yaşından bu yana müzik eğitimi yapıyor günde 6 saat. Yeme içme diyeti var. Mesela buz gibi bir içecek ya da sıcak bir çay içemiyor. Çünkü, müzisyenlikte ilerleyebilmesi için fiziksel sağlığına ve ruhsal sağlığına dikkat ediyor. Çok medyatik değil. Bu çocuğu özel kılan ise, altı oktav ses aralığına sahip olması ve yedi oktav -ki hayal- olabileceği de iddia ediliyor.
İki başarılı örnek verdik ve ikisini de tanımıyorsunuz.
Son bir örnek, Tarkan.
Neden yurtdışında yaşıyor? Çünkü, orada kadınlar yolda yürürken üzerindekileri parçalamıyor. Bence de komik. Asıl sebep, iltifat zehirlenmesi hastalığından kaçmak, doğal ve insan olduğunu hissetmek için olabilir.
Mental gelişimini tamamlayan toplum, yine toplumun içinde yer alan ebeveynler çocukları kitap okuduğu ya da birşeyleri iyi yapınca çocuklarına sadece “aferin” demelidir. Hele ki normal bir insan eyleminde kesinlikle “aferin” yeterlidir.
Atakan güzel bir insan örneği ve lütfen bu çocuğu zehirlemeyin.
Azıcık insan olun ve siz de kitap okuyun.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here